null mu değil mi?
Kodlama yaparken NullReferenceException ile kaşılaşmayan yoktur sanırım. Kaşılaşmak isteyene de aşağıdaki kodu vereyim.
string s = null;
s = s.Replace(" ", "");
Bu iki satır eğer henüz tanışmadıysanız, NullReferenceException ile tanışmanıza yardımcı olur.
Bundan kurtulmak için bir programcı basitçe şöyle bir kod yazar:
if(s==null)
s = "";
s = s.Replace(" ", "");
işte buna alternatif bir operatör. 2 satır yerine tek satır:
s = s ?? "";
s = s.Replace(" ", "");?? operatörü burada bize yardımcı oluyor.
Şöyleki
operatörün solundaki değişken null ise operatör sağındakini, null değil ise solundakini işleme sokuyor.
İyi kodlamalar.
SQL de Math.Max
C#dilinde System.Math kütüphanesinde Math statik sınıfını ve Max methodunu bilirsiniz. Kullanımı da oldukça basittir.
// Aşağıdaki kod ekrana 120 yazdıracaktır. double d1 = 100; double d2 = 120; Console.WriteLine(Math.Max(d1,d2));
Peki benzer durumu SQL de düşünelim.
DECLARE @f1 int DECLARE @f2 int SET @f1 = 120 SET @f2 = 20 Select @f1,@f2, MAX(@f1,@f2)
gibi bir kod yazma şansımız yok. Zira MAX fonksiyonu tek parametre kabul eder, o parametre de bir tablo alanıdır. Tüm tablonun verilen alandaki en büyük değerini döndürür. Peki nasıl yapıyoruz?
--Son satırı aşağıdaki gibi değiştirelim. SELECT @f1,@f2,0.5 * ((@f1 + @f2) + ABS(@f1 - @f2)) AS MAXF
Aslında bu işlem basitçe şöyle açıklanabilir. İki sayının toplamına, farklarının mutlak değeri eklenerek büyük olan sayı kendisiyle toplanmış oluyor. Bunu da 0.5 ile çarpınca yani ikiye bölünce büyük olan sayıya ulaşıyoruz.
Aradaki "+" yı "-" yaptığımızda da MIN fonksiyonunu yazmış oluyoruz.
SELECT @f1,@f2,0.5 * ((@f1 + @f2) - ABS(@f1 - @f2)) AS MINF
Sevdalım hayat
Yıllarca Vatan Gazetesi‘ndeki köşesinden takip ettim Zülfü Livaneli‘nin yazılarını. Çocukluğum da onun şarkıları ve türküleriyle doludur.
Abimler sayesinde tanışmıştım Zülfü Livaneli, Ezginin Günlüğü, Yeni Türkü, vs. ile. Bazen abimlerin evde olmadığı zamanlarda dinlerdim, sesini fazla açtığım zaman evden hemen "kıs kıs. çok duyulmasın." derlerdi. Merak ederdim hep niye kısmak zorunda olduğumu. Halbuki yan komşu bütün gün Cengiz Kurtoğlu’nu "bangır bangır" çalar, bütün mahalleye dinletirdi. Ben de, mesela Barış Manço dinlerken kıstırmazlardı sesi. Zamanla birşeyler okudukça, birilerinden dinledikçe öğrenmiştim; o zamanlar aranan adammış meğer.
Otobiyografisi "Sevdalım Hayat"’ı okuyunca hani derler ya "dışı seni, içi beni" diye, çok güzel anlıyor insan neler döndüğünü, neler olduğunu.
Bizim gibi 75 sonrası doğumlu apolitik kuşağın mutlaka okumasını önerdiğim güzel bir kitap.
Biten pilleri atmıyoruz
Pichaya Puttorngul kendi kendini şarj edebilen bir pil üretmiş. İçine tıpkı film makarası gibi rulo olarak sarılmış bir güneş paneli yerleştirilmiş pil güneş enerjisi ile kendisini şarj edebiliyor.
Bu tasarımıyla arkadaş ödül de almış.
Kaynak :
İlk sınavımı verdim
Uzun zamandır hazırlanamamak sebebiyle erteleyip durduğum sınavımı (70-536), Microsoft Second Shot kampanyasının 30 Haziran 2008 de sona ermesi sebebiyle erteleyemez oldum ve son gün sınava girdim.
Sınav, beklediğimden biraz daha zor geldi bana. Bunda kendimi sınava tam hazırlayamamın da etkisi var sanırım. Yine de 805 puanla sınavı geçtim.
Sınava girmeyi düşünenlere 1-2 önerim:
- Soru ezberlemeye karşı olduğum için mutlaka bilseniz bile teorik olarak biraz zaman ayırıp ders çalışın. Bilmediğiniz birşeyler mutlaka çıkar, onlarda sınavda sorulur.
- Bol bol test çözün.
- Diğerlerine nazaran Security, Application Domain, Threading, Diagnostic, Management, Interoperability, Reflection konularından daha çok soru geliyor.
- Heyecanlanmayın. Nasıl olsa hepsini biliyorsunuz.
Şimdi sırada 70-528 var.
Hepimize başarılar.
Bekir
Yaklaşık 1 aydır evimizde yaşıyor. Pek sevimli, şirin bir suratı var. İzlemek çok eğlenceli.
Kendisi bir hamster. Kesinlikle fare değil. Aynı familyadanlar sadece.
Gündüzleri uyuyan, geceleri coşan bir enerji küpü. Bir hiperaktif. İnanılmaz bir enerjisi var. Bazen seyrederken ben yoruluyorum. Ama akşamları eve geldiğimizde oda uykusundan yeni uyanmış yada uyanıyor oluyor. Bir parça yeşillik varip yemesini izlemek çok eğlenceli oluyor.
Tam bir stokçu. Verdiğimiz yemi yem kabında en fazla 1-2 dakika görebiliyoruz. Zira hemen ağzına tıkıştırıp kafesinin çeşitli yerlerine gizliyor. Bu sebeple yem harici çok fazla yağlı tuzlu şeylerle (kuruyemiş gibi) beslememeye çalışıyoruz. Yeşil biberi çok seviyor. 3 saniyede ağzına tıkıp 2-3 dakika ağzında beklettiktekn sonra kafesinin bir köşesine çekilip stoğuna ekliyor.
Uyanma safhasında kendime çok benzetiyorum. Oldukça asabi oluyor. Kulaklarını iyice arkaya yatırıyor ki buradan asabi olduğunu anlıyoruz. 15-20 dakika kendi haline bırakınca düzeliveriyor kulaklar. Hele bir de yiyecek birşeylerin kokusunu aldı mı tamamdır. Başlıyor şebekliğe.
Eve geldiği günden itibaren, evde canlı olarak prison break izliyoruz. Kafesin her tarafı kemirildi, kapı zorlandı. Ama henüz başaramadı.
Evinde bakımı kolay bir hayvan beslemek isteyenlere tavsiye ediyoruz. Sırf arka ayakları üzerinde durup ön ayaklarını sarkıtmasını görmek bile insanın günlük stresini atmasını sağlıyor. Elbette onun da bir canlı olduğunu ve dikkatli bir bakım gerektiğini unutmamak lazım.
En sonunda oldu
Evet en sonunda benim de bir fotoğraf makinam oldu. Sevgili eşimin yılbaşı hediyesi olarak hemde. Uzun zamandır almayı düşünüp almadığım için ve sanırım her güzel bir görüntü denk geldiğinde "ah bi makina olacaktı şimdi" dememden sıkılmış olacak.
Bekleyin haftasonları, geliyorum makinamla.
Rüyalar
Daha önce bir kitapta okumuştum. Kitapta normal süreli ve kaliteli uyku uyumanın faydaları ve bunun nasıl gerçekleştirileceği hakkında bilgiler vardı. Aynı kitapta iki uyku tipinden bahsediliyordu. REM ve NREM. Kabaca NREM uykuya dalmaya ve uyanmaya hazırlık dönemi, REM ise derin uyku dönemi diyebiliriz. İşte bu REM dönemlerinde (birden çok REM dönemi olabiliyor) görüyoruz rüyaları.
Rüyaların çeşitleri varmış. Birkaç örnek:
-
Psikolojik kaynaklı
-
parapsikolojik ya da psişik kaynaklı
-
telepatik durugörü
-
prekognitif Haberci
-
vs.
Bunların bazıları psişik bazıları da bilimin öne sürdüğü tipte rüyalar. Ancak benim açımdan ilginç olanı hiçbirinin kesin bir kanıtı yok. Bilimsel olanın bile varsayımdan öteye gidemediğini görüyoruz. Kanıtı yok derken kastettiğim şey, kimse bunun yolunu bilmiyor. Yani bana "Gece saat 1 ile 3 arasında şu rüyaları göreceksin" diyebilen yok.
Rüyalar insani bir olgu olduğu için (daha doğrusu sadece memeliler ve kuşların rüya gördüğü söyleniyor) aynı zamanda bilimsel kanıtı olmadığı için bir sürü söylenti var ortalıkta. "Rüyalar tersine çıkar.", "Rüyasında ölen gerçek hayattada ölür.", "Gelinlik görmek iyi değildir.", vs.
Hele birde tesadüfen biri gerçekleşirse insan ürküyor.
2001 yılının Ocak ayında babamı kaybetmiştim. Öncesinde bir rüyamda gelinlikli bir kız görmüştüm. Daha sonradan gelinlik görmenin ölümü işaret ettiğini öğrendiğimde ürkmedim desem yalan olur.
Bir rüyamda da bir oğlum olduğunu görmüştüm, hatta kucağıma alıp sevmiştim. Daha o gün yaptığım iş görüşmesinin olumlu sonuçlandığını, iş teklifi için çağırıldığımı söyleyen bir telefon aldım. Ve yine sonradan öğrendim ki rüyada erkek çocuğu görmek refaha kavuşmaya, eğer sevdiğini gördüysen de bunun çok kısa zamanda olacağına işaretmiş.
Bunun gibi bir sürü rüya gördüğümü söyleyebilirim.
Pozitif bilimlere inanan birisi olarak rüyalara inanmak garip kaçıyor ama galiba inanıyorum.