Category Archives: yaşam
Apaçiler… İmdat
Dün akşam metrobüs ile Altunizade’den eve dönüyordum. Boğaziçi köprüsünde 3 tane genç bindi. Yaşları 16-18 civarı. Hani şu facebook ta grubu bile olan meşhur apaçilerden. Toplam 5 dakika kadar yanyana seyahat etmek zorunda kaldım. İnanın gelecekle ilgili çok ciddi endişelere gark oldum. Bu apaçilerden bazıları ülkeyi yönetecek, bazıları çocuklarımızı okutacak, ne biliyim polis asker falan olup güvenliğimizi sağlayacaklar ha!
Vah ülkem vah!
Bu üç apaçiden biri kulağında kulaklıkla, kafası ileri geri, sağa sola sürekli hareket halinde seyahat ediyor. Arada sırada kulaklığın birini çıkarıp sırtı buna dönük olan arkadaşının kulağına sokuyor. 2-3 saniye sonra geri alıyor.
Bir ara arkadaşıyla arasında şöyle bi konuşma geçti.
A1 : Apaçi 1, A2 : Apaçi 2
A1: Kanka, az sonra benim mekanın üstünden geçicez.
A2: Neresi senin mekan kanka?
A1: Reina kanka. Bi hatunlar düşüyor ki sorma. (Sanırsın Reina’nın müdavimi.)
A2: Kanka sen para yapmışın o zaman, Reina falan.
A1: Yok be kanka. Cem abi götürdü sağolsun. Bende çevre geniş kanka. Çok sağlam çevre yaptım ben son yıllarda. (Lan 16 sın, bilemedin 17.)
A2: …
A1: Geçen bi öğle yemeğine gittik Reina’ya kanka. Bi hesap geldi. 850TL aq.
A2: Oha o kadar parayı nerden buldun kanka?
A1: Cem abiyle gittik kanka. Bende nerde o para? (Bu durumla ilgili argoda sağlam bir laf vardır ama…)
A2: Eee kanka. Nasıldı?
A1: Yaa iki balık yedik kanka. O kadar. Ama bi hatun vardı. Bi asılmışım hatuna kanka. Sonra bunun sevgilisi geldi hayvan gibi. Bi koydu bana. Sonra Cem abi girdi araya ben bi bıçak yedim bacaktan. (Hele bi otur soluklan yeğenim. Nooluyor lan. Reina’da balık yerken, birden bıçaklanmış. Bir de bunu anlatıyor.)
Derken M.köy’e geldik ve aktarma için ben indim. Sonra bütün akşam ve hala düşünüyorum. Bu tipler için grup kurulacak kadar çoğalmışlar. Kafasına sert jöleyi boşaltan kendini dünyanın en yakışıklı adamı sanıp acayip fotoğraflar falan çektiriyorlar.
Gerçekten sinirlerim oynadı. En sonunda düşündürtmeye düşündürtmeye düşünmeyi bilmeyen, bildiğini unutan bir gençlik yarattılar. İşte bu gençlikte 10 yıl içinde söz sahibi olabilecek yerlere gelecekler. Doktor olup bizi tedavi edecek, avukat olup davamızı savunacaklar falan. Çok korkuyorum.
Geçmiş olsun oğlum
Takip edenler okuyup üzülmesinler diye şimdi yazıyoruz. Geçen hafta (1 Ekim 2009) Ege 3’ lü bir operasyon geçirdi. Sibel, Ege’nin altını değiştirirken, kasığının sol yanında bir şişilik olduğunu farketmiş. Bana haber verdi ve doğal olarak endişelenip doktorumuz Özlem hanımı aradık. Özlem hanım bize, kasık fatığı olabileceğini, hemen bir çocuk cerrahına göstermemiz gerektiğini söyledi. Biz de vakit kaybetmeden en yakın hastaneye götürdük Ege’yi. Tabi bu olay bayramın 3. günü, Bilge amcası ve Didem teyzesini ziyaretimiz sırasında oluyor. Bu sebeple; hastanelerde bırakın cerrahı, neredeyse doktor yok. Cerrah bulamadığımız için, çocuk doktoru muayene etti ve el muayenesi ile çıkan fıtığı yerine yerleştirip, en kısa sürede çocuk cerrahına göstermelisiniz dedi.
Ertesi gün çocuk cerrahı araştırmaya başladık. Herkese yaydık, sağolsunlar herkes bir araştırmaya koyuldu. Akşama doğru Serkan amcası, Ege için bir doktordan randevu ayarladı ve bir sonraki gün biz Çapa’daki İstanbul Tıp Fakültesi’ nin yolunu tuttuk. Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı başkanı Prof. Dr. Alaaddin Çelik hoca ufak bir muayene ile kasık fıtığını onayladı ve hemen ameliyat olması gerektiğini söyleyerek 1 hafta sonrası için bize gün verdi.
İşte o bir hafta geçmedi. Ağlatmamak, huzursuz etmemek için neler yaptığımızı anlatamam. Meraklı babası ben fıtık ile ilgili bulduğu tüm kaynakları okuyup nelere dikkat edilmesi gerektiğinden, ameliyat videoların kadar, fıtığın yerine yerleştirilmesinden, fıtığın boğulmasına ve sonuçlarına kadar bir sürü kaynak okudu. (Fıtık boğulması kötü birşey bu arada, hemen belirmekte fayda var. Hayati tehlike oluşturuyor.) İşte bu sebeple babası gece uyuyamıyor. Her mıkırdanmada, her alt açışımızda uyanıp, fıtığı kontrol ediyor, şişme varmı, rengi mormu, vs. falan diye diye gözüne uyku girmiyor.
Doktorumuzun muayenesi sırasında sağ tarafta da hidrosel olduğu ortaya çıkmıştı. İleride kasık fıtığına çevirme ihtimali olduğunu öğrenmiştik. Ameliyatı yapacak hocamıza durumu söyleyince onu da kontrol ederiz demişti.
Bir hafta geçiyor, Çapa’ ya gidiyoruz. Ameliyat neticede. Korkuyoruz. Ege’yi aç bırakmamızı söylüyorlar öncesinde. Ama bebek bu, nasıl anlatacaksın durumu. Ağlıyor, meme arıyor falan. Emzikle de aramız hiç iyi değil. Sevmedi, sevemedi emziği. (Bu durum hoşuma gitmedi değil.) Ama ameliyata giderken, açlıktan olacak emzik var ağzında.
Ameliyat bir yıl kadar sürüyor. En azından bize öyle geldi. Meğer 1 saat sürmüş. Döndüğünde de giderken ki gibi geliyor. Sadece daha az neşeli. Çok şükür!!! Sağ tarafındaki hidroseli de düzeltip fıtık riskini mimize etmişler. Bir de sünnet olunca 3 lü bir operasyon geçirmiş oldu Ege’miz.
İlk gün neredeyse hiç uyanmıyor. Uyanıyor, emiyor, uyuyor. Narkozun ve verilen ağrı kesici/sakinleştirici etkisi ile olduğunu öğreniyoruz.
Haa bu arada, hazır narkoz almışken, sünnet te aradan çıkıversin diye düşünerek sünnetini de hallettiriyoruz.
İlk haftamız banyo yapamamamı sebebiyle zaman zaman huzursuz geçti. Onun dışında ne bir damla ağrı, ne bir başka problem. Pansuman falan da yok. Sadece 2 saatte bir falan altını değiştirdik ve her değişiklikte hastaneden verilen antispetik ten pipisine sıktık bir kaç damla. Tümü bu.
Ameliyat üzerinden 10 gün kadar geçti. Şükür hepsi geride kaldı. En kötüsü bu olsun diyoruz.
Bu badireyi de atlattıktan sonra yazılarımızı sıklaştırabileceğiz artık.
Ameliyat ile ilgili 1-2 fotoğraf: Ege’nin büyüdüğünde tepkisini çekmemek için bazı yerleri(!) mozaikledim. Kırmızı içindeki yerler, kasık fıtığı ameliyat izleri.
İlk sınavımı verdim
Uzun zamandır hazırlanamamak sebebiyle erteleyip durduğum sınavımı (70-536), Microsoft Second Shot kampanyasının 30 Haziran 2008 de sona ermesi sebebiyle erteleyemez oldum ve son gün sınava girdim.
Sınav, beklediğimden biraz daha zor geldi bana. Bunda kendimi sınava tam hazırlayamamın da etkisi var sanırım. Yine de 805 puanla sınavı geçtim.
Sınava girmeyi düşünenlere 1-2 önerim:
- Soru ezberlemeye karşı olduğum için mutlaka bilseniz bile teorik olarak biraz zaman ayırıp ders çalışın. Bilmediğiniz birşeyler mutlaka çıkar, onlarda sınavda sorulur.
- Bol bol test çözün.
- Diğerlerine nazaran Security, Application Domain, Threading, Diagnostic, Management, Interoperability, Reflection konularından daha çok soru geliyor.
- Heyecanlanmayın. Nasıl olsa hepsini biliyorsunuz.
Şimdi sırada 70-528 var.
Hepimize başarılar.
Bekir
Yaklaşık 1 aydır evimizde yaşıyor. Pek sevimli, şirin bir suratı var. İzlemek çok eğlenceli.
Kendisi bir hamster. Kesinlikle fare değil. Aynı familyadanlar sadece.
Gündüzleri uyuyan, geceleri coşan bir enerji küpü. Bir hiperaktif. İnanılmaz bir enerjisi var. Bazen seyrederken ben yoruluyorum. Ama akşamları eve geldiğimizde oda uykusundan yeni uyanmış yada uyanıyor oluyor. Bir parça yeşillik varip yemesini izlemek çok eğlenceli oluyor.
Tam bir stokçu. Verdiğimiz yemi yem kabında en fazla 1-2 dakika görebiliyoruz. Zira hemen ağzına tıkıştırıp kafesinin çeşitli yerlerine gizliyor. Bu sebeple yem harici çok fazla yağlı tuzlu şeylerle (kuruyemiş gibi) beslememeye çalışıyoruz. Yeşil biberi çok seviyor. 3 saniyede ağzına tıkıp 2-3 dakika ağzında beklettiktekn sonra kafesinin bir köşesine çekilip stoğuna ekliyor.
Uyanma safhasında kendime çok benzetiyorum. Oldukça asabi oluyor. Kulaklarını iyice arkaya yatırıyor ki buradan asabi olduğunu anlıyoruz. 15-20 dakika kendi haline bırakınca düzeliveriyor kulaklar. Hele bir de yiyecek birşeylerin kokusunu aldı mı tamamdır. Başlıyor şebekliğe.
Eve geldiği günden itibaren, evde canlı olarak prison break izliyoruz. Kafesin her tarafı kemirildi, kapı zorlandı. Ama henüz başaramadı.
Evinde bakımı kolay bir hayvan beslemek isteyenlere tavsiye ediyoruz. Sırf arka ayakları üzerinde durup ön ayaklarını sarkıtmasını görmek bile insanın günlük stresini atmasını sağlıyor. Elbette onun da bir canlı olduğunu ve dikkatli bir bakım gerektiğini unutmamak lazım.
En sonunda oldu
Evet en sonunda benim de bir fotoğraf makinam oldu. Sevgili eşimin yılbaşı hediyesi olarak hemde. Uzun zamandır almayı düşünüp almadığım için ve sanırım her güzel bir görüntü denk geldiğinde "ah bi makina olacaktı şimdi" dememden sıkılmış olacak.
Bekleyin haftasonları, geliyorum makinamla.
Rüyalar
Daha önce bir kitapta okumuştum. Kitapta normal süreli ve kaliteli uyku uyumanın faydaları ve bunun nasıl gerçekleştirileceği hakkında bilgiler vardı. Aynı kitapta iki uyku tipinden bahsediliyordu. REM ve NREM. Kabaca NREM uykuya dalmaya ve uyanmaya hazırlık dönemi, REM ise derin uyku dönemi diyebiliriz. İşte bu REM dönemlerinde (birden çok REM dönemi olabiliyor) görüyoruz rüyaları.
Rüyaların çeşitleri varmış. Birkaç örnek:
-
Psikolojik kaynaklı
-
parapsikolojik ya da psişik kaynaklı
-
telepatik durugörü
-
prekognitif Haberci
-
vs.
Bunların bazıları psişik bazıları da bilimin öne sürdüğü tipte rüyalar. Ancak benim açımdan ilginç olanı hiçbirinin kesin bir kanıtı yok. Bilimsel olanın bile varsayımdan öteye gidemediğini görüyoruz. Kanıtı yok derken kastettiğim şey, kimse bunun yolunu bilmiyor. Yani bana "Gece saat 1 ile 3 arasında şu rüyaları göreceksin" diyebilen yok.
Rüyalar insani bir olgu olduğu için (daha doğrusu sadece memeliler ve kuşların rüya gördüğü söyleniyor) aynı zamanda bilimsel kanıtı olmadığı için bir sürü söylenti var ortalıkta. "Rüyalar tersine çıkar.", "Rüyasında ölen gerçek hayattada ölür.", "Gelinlik görmek iyi değildir.", vs.
Hele birde tesadüfen biri gerçekleşirse insan ürküyor.
2001 yılının Ocak ayında babamı kaybetmiştim. Öncesinde bir rüyamda gelinlikli bir kız görmüştüm. Daha sonradan gelinlik görmenin ölümü işaret ettiğini öğrendiğimde ürkmedim desem yalan olur.
Bir rüyamda da bir oğlum olduğunu görmüştüm, hatta kucağıma alıp sevmiştim. Daha o gün yaptığım iş görüşmesinin olumlu sonuçlandığını, iş teklifi için çağırıldığımı söyleyen bir telefon aldım. Ve yine sonradan öğrendim ki rüyada erkek çocuğu görmek refaha kavuşmaya, eğer sevdiğini gördüysen de bunun çok kısa zamanda olacağına işaretmiş.
Bunun gibi bir sürü rüya gördüğümü söyleyebilirim.
Pozitif bilimlere inanan birisi olarak rüyalara inanmak garip kaçıyor ama galiba inanıyorum.
